5 Ekim 2010 Salı

Efe'nin Kulağında 2. Küpe Devri

Bugün bir ilginçlik yapayım dedim ve yaptım. Görmüş daha doğrusu, okuyor olduğunuz yazıyı oluşturan harfler "bold" yani kalın olarak sizlere ulaşmakta. Değişiklik dediğim de bu büyütülecek bir şey yok. Önemli bir hatırlatma yapayım istedim bu arada, reklamlara tıklayın asabımı bozmayın. Dün 111 tık aldı blog, kendi tıklarımı istatistik dışı bıraktım, gel gelelim hala bugünkü kazanç 0 diyor, ya bu 111 kişi ya da google yalan atıyor. Google'a mı inanayım, tıkladım diyen arkadaşlara mı inanayım anlamadım. Asabım çok bozuk. Dalımızı kıranın ağacını kökünden sökeriz. Ben mi büyüğüm, google mu büyük göreceğiz çok yakında. Ahaha yok lan Ayyıldız Team ya da ne bileyim Cyber-Warrior üyesi gibi konuştum. Yok öyle bir dava, evet google kazancıma hala 0 diyor ama olsun bekleyeceğiz. İçerde 1 dolarımız dahi birikse bırakmayacağız. Lan o değil de normalde, konuya girerdim daha sonradan dağılırdı bugün konuya giremeden dağıldı. Efe Türü Edebiyat'a ihanet ettiğimi farkediyorum. Neyse bu şekil de artık 2. Efe olur. 2. Yeni gibi. 2. Efeciler.


Dün okuldan çıkıp Şile'ye gittik. (Anaaa çok ilginç bir şey yapmışız yemin ederiiiiiiiim.) Amacımız ve isteğimiz yemek yedikten sonra PES oynayıp, biricik kampüsümüze geri dönüp, vakit öldürmek idi. Öyle mi oldu peki ? Lan baksanıza, mesela burada "Öyle mi oldu pekala?" yazsam olmayacaktı resmen. Olmaz tabi amk, Peki ile pekala ne alaka? Pekinin asıl hali pekiyi. Bakayım o oluyor mu; "Öyle mi oldu pekiyi?". Çok yavşak oluyor ama grammar açısından sorun yok. Grammar yazdım farketmedim sanmayın. Amerikan uşağı, ingiliz hayranı ve hatta mandacı olduğumdan ingilizce öğelerin dilime girmesine göz yumuyorum, kültürlerini onların baskısı altında kalmadan kültürüme empoze ediyorum ve Türkiye'nin geleceği için, vatanı ve milleti ile bölünmez bütünlüğü için tehlike unsuru oluşturuyorum. Ahaha cidden böyle adamlar var di mi? Bir şeyi ingilizce söylersiniz, "TÜRKÇE KONUŞ" derler. Evet tamamen türkçe kelimelerden oluşan bir cümlenin içine ingilizce kelime sıkıştırdığın vakit biraz absürd bir duruş sergiliyor cümle ama korkmayın hacılar. Eğer bakış açımızı yeteri kadar çeşitlendirebilir, devletin gerekliliğini ve önemini yeteri kadar kavrayabilirsek, vatan, millet ve devleti ayakta tutmak için ucuz milliyetçilik oyunlarına gerek kalmaz. Evet ucuz oyunlar diyorum çünkü materyalizmden bir sik kaybetmemiş bünyelerin, yarısı farsça ve arapça ile zaten kendinden geçmiş dilimizi, İngilizce kelimelerden korumaya çalışması komik. İlkokuldan beri öğretilir, dil canlı bir şeydir diye. Dilimiz 100 yıl önce tüm etkileşimlere kapandı artık bu kadar kelime ile idare edeceğiz diye bir şey yoktur. Ben de isterim TDK, her yeni giren sözcüğe karşılık Türkçe bir kelime türetsin ama bunu yeteri kadar kullanışlı biçimde yapamıyorsa, o kelimeyi kullanmak için Türkçe'sinin bulunmasını bekleyemeyeceğim. Yine konu dağıldı bir de sinirlendim bak! Hacı neyse gittik Şile'ye, yemek yemek için bir yere gideceğiz; "la" dedim. Müzik notası olsun, ne bileyim bir orkestraya ses vereyim de piyano girsin falan diye değil, "lan"'ın biraz değişik bir biçimi olarak sesleniş amacıyla kurdum o kelime bile olamamış ses öbeğini. "la" dedim, "ben şurada bi kulağımı deldireyim madem." Arkadaşlar tam olarak ne dediğimi anlamadılar ama ben kararlı adımlarla ters yöne yürünce içlerinden bir tanesi benimle geldi. "Ne yapacağız" dedi. "Gel iki dakika ya şurada kulağımı deldireceğim." dedim. Tamam dedi , geldi. 


Hacı şimdi işin ilginci, kulağımı deldirmekten korkmuyorum da kafamı 2-3 saniye sabit tutma zorunluluğu beni geriyor. Bu sadece bu durumda olmuyor. Zaten normalde de ellerimde küçük bi titreme vardır, ama iş ellerimi falan da sabit tutmaya gelince zıngırdamaya başlarlar. Kendimi baskı altında hissedince çok acaip  tepkiler verebiliyorum. Misal bir kere kan veriyorum, hiç bir sıkıntım yok gayet bakıyorum iğneye falan, hemşire (hemşire ile ilgili fantazi anlatacağımı sanan varsa defolsun :D) sapladı iğneyi, böyle kan hüzmesinin ilk çırpınışlarını gördüm iğnenin arkasındaki haznede, o sırada hemşire telaşla yüzüme bakarak; "Bakmasana buraya sen!!!" dedi. 3 ünlem koydu, çok ciddiydi. Ben de kafamı çevirdim anlam veremeden ve strese girdim, kolumda karıncalar geziniyor ve kolumu evire çevire sallamak istiyordum, kendimi tutmaya çalışırken, kendimi kaybedecek gibi oldum. Neyseki o ara bitti, kolumu salladım bi 5 dakika rahatladım. Mesela aynı şey, gemide-vapurdayken, dışarıda oturuyorsam oluyor. Bir an kendimi kaybedip denize atacakmışım gibi geliyor. Of ne büyük dert! 


Neyse adama dedim; "Merhaba, kulağımı deldirecektim ben?" -"Tabi" diye cevapladı o da. Küpe seçtim oturdum. Geldi falan. Soğutucu falan sıktı, bastı küpeyi. Buraya kadar bir sorun yok, ama orada noldu, küpe mi düştü anlamadım, gitti bi küpe daha aldı, eliyle bir şeyler yaptı, ben soğutucu etkisinden anlamıyorum tabii kulağımda noluyor ama, 2-3 saniye kendimi zor tutmuşum kafamı kıpırdatmadan, kıpırdanmaya başladım ben tabii. Bu kadar.


Şimdi hal böyle olunca bunun sebebini hiperaktivite olarak açıklayabiliriz. Zaten bana konulmuş tıbbi bir hiperaktiflik teşhisi mevcut lakin ben buna inanmıyorum. Yani tamam hareketliyim, böyle saçma sapan fikirler buluyorum, bir şeylere konsantre olmakta zorluk çekiyorum falan da bence bu hiperaktivite değil, otizm ya da down sendromu. Çamaşır makinesini saatlerce izlemem mesela ama bi 3-4 dakika rahat izlerim :D


Bugünlük bu kadar, unutmayayım diye buraya yazıyorum, bir sonraki yazı "Peki Gerilimi"

2 yorum: