Bundan yaklaşık 7 yıl evvel rapçi olmaya karar vermiş, bizzat benim, criminal arts kariyerimin anlatımını yapacağız bugün. Zaman zaman hüzünlü, zaman zaman üzümlü. Üzüm dedim de aklıma geldi, başbakanımız şarap içmek yerine üzüm yememizi önermişti. O yüzden söyledim onu. Criminal Arts nedir abi? Criminal Arts, graffiti'dir, hip hop'un bazı yan dallarıdır falan. Şimdi hip hop, breakdance, rap, graffiti arasında bir anlam savaşına girmeyeceğim. Lise yıllarımda çok girdim, bir ömür yetecek anlam karmaşası yarattım bu konuda.
Liseye başladık, hazırlık sınıfında U şeklindeydi sıralar. Ben de bu U'nun kapıya en yakın kısmındayım. Yangında ilk kurtarılacak gibi oturuyorum sınıfta. Bir şey olsa arkama bile bakmadan kaçarım sınıftan yani öyle bir pozisyondayım. Öğretmen benim ters tarafımdaki masada. Müzik dersi oldu işte. Hoca sınıfa soruyor, ne tür müzik dinliyorsunuz? diye. Ben de hayatımda iki şarkı dinlemişim o güne kadar, onlar da Ayna'nın parçaları. "Çayımın şekeri, gitarımın teliiiii" şeklinde. Benden 10 yaş büyük ablam var, küçükken onun sayesinde baya müzik kanalları, radyo programlarına aşinaydım ama ilginç bir düşünce sistemim olduğundan, hiç bir müziği beğenmiyordum. Mesela tarkan'ın şarkıları içten içten hoşuma gidiyordu ama "Kır Zincirlerini" klibinde kızla öpüşüyor, kızın da göğüsleri hafif belli diye düşman bellemiştim. Seks yapmak o dönemler benim için suçtu. Devlet yönetiyor olsam, evli falan dinlemem seks yapan herkesi içeri attırırdım. Ayıp bir şeydi bi kere. Burak Kut'u mesela hâlâ sevmem ama o zamanlar bi klibinde kızın göğüsleri şapka ile kapatılmışken, şapkayı düşürüyordu tabii biz o sahneyi göremiyorduk Burak Kut görüyordu sadece. Dolayısıyla ona da düşman olmuştum. Hâl böyle olunca bir şekilde her şarkı ve şarkıcıya düşman olmuş oldum. Ama nedense Ayna'ya düşman olamıyordum, sevdiğimi de kabul edemiyordum ama şarkı deyince aklıma bir tek onların şarkıları geliyordu. Neyse işte hocanın bu sorusuna insanlar cevap veririken, ben de oturduğum yerde tüm bunları düşündüm. Daha doğrusu film şeridi gibi geçmişim geçti gözümün önünden. Sınıftaki herkes "Rock, Metal, Jazz" falan diye saydırıyordu. Ben ise; "Metal ne mınasikim, endüstri meslekte var öyle bölüm?" havasındaydım. Arkadaşlardan bir tanesinin ne tür müzik dinliyorsunuz sorusuna verdiği "Haluk Lavant" cevabı ise hâlâ kulaklarımda. Adam Haluk Lavant dedi resmen. Neyse sıra bana yaklaştıkça panik oldum. Ve sıra bana beklemediğim bir anda geldiğinde, soktuğumun antipopülist özelliğim devreye girdi ve herkesten farklı olsun diye "RAP" diye fırladım olduğum yerden. Sınıftaki insanların pek çoğunun yüzü bana dönmüştü. Zaten öyle bir rap diye fırlamıştım ki, gören birisi anama küfretmiş de ona saldırmaya gidiyormuşum sanabilirdi. Velhasıl resmi olarak işte böyle rapçi olmuş oldum. Rap dedikten sonra ben iki arkadaşım yanıma gelip rap muhabbeti etmeye başladılar, meğer onlar da az çok dinliyorlarmış da kimliklerini gizliyorlarmış. Benim o güne kadar rap hakkında tek bildiğim Eminem ve Sagopa Kajmer idi. Eminem'in o günlere göre 2 sene öncesinde 8 Mile filmine gitmiştim oradan biliyordum, Sagopa Kajmer'i de bir yerde okumuş ve "Siktirin Gidin" şarkısını dinlemiştim. O zaman rapte mahlas olayından falan bihaberim, ne biçim isim lan Sagopa Kajmer diye sürekli kafa patlatıyorum. Neyse baktım sınıftan raple ilgili sorular çoğalıyor her gün ben de bi bok bilmiyorum. Harbiden dinleyeyim bari de bir şeyler bileyim yalanımız ortaya çıkmasın dedim. Gittim internetten, müzik marketlerden özellikle Türkçe rap hakkında bulabildiğim tüm kasetleri, cdleri aldım. Artık şartlanma mıdır nedir bilmiyorum, sevdiğimi hissettim ya da yıllardır ben olan o isyankar asi genci betimleyen bir tür olarak gördüm. Ceza'yı sevdim en baştan, Med Cezir falan iyi şarkı dedim. Nefret'e döndüm oradan, Fuchs albüm çıkardı falan derken, bir gün bir gördüm ki sokakta belimde 3 kişinin rahat sığacağı bir kot pantolon, üzerimde "TURKISH RAP UNDERGROUND" yazan bir tshirt, kafamda şapka, yolda mamamımımıamamaımı diyerek ilerliyorum.
Bütün gün müzik forumlarına giriyorum, sanki ben olmasam rap camiası bitecekmiş gibi bir tavırla ölümüne rap'i savunuyorum, sanki insanların beğenilerini makale türü yazılarla değiştirebilecekmişim ve bu değişiklik bir tür başarıymış gibi eziklik psikolojisi ile kavgalar veriyorum. Evde koca gün kafa siken şarkılardan ötürü babam, annem sürekli yine mi bu zımbırtıyı dinliyorsun dediklerinde, "en azından sizin gibi cinsiyeti belli olmayan karaktersizleri dinlemiyorum" diyorum. Bir ömür böyle geçiyordu işte. Bir gün İstanbul Attack konseri mi oldu ne öyle bir şey, gittik arkadaşlarla tam takım rapçi üniformalarımızla. Gece saati falan tabii ama bende Ceza'nın o aralar taktığı şapkadan var. Bir Roman vatandaşımız yanıma yaklaşıp, "Hangi köydensin sen?" dedi. Ciddi anlamda da köyüm yok benim, bu soruyu baştan bir sarcasm olup olmadığını düşünmeksizin cevaplamaya çalıştım. "Köyüm yok" dedim, "Buralıyım ben." "Doğru söyle, seni daha önce görmedim, hangi köydensin?" diye yineledi. Vay mınaki dedim uzaklaştım oradan sonra.
Yine o sıralar Ceza ile Sagopa Kajmer kavga edip ayrıldılar. Sanki evlilik bitiriyorlar, ne iştir ben de hâlâ anlamış değilim. Hadi onlar kavga ettiler ayrıldılar, rap camiasının gençleri olarak biz de kavga etmeye başladık. Cezacılar ve Sagopacılar olarak ikiye bölünüp, saçma saçma söz düelloları içerisinde yıllar çürüttük.
Sonra tam olarak nasıl oldu hatırlamıyorum ama bir gün benimle birlikte gençliğini rapçi olarak geçirmiş arkadaşlarımla gezerken, lan aslında hande yener süper, lan aslında serdar ortaç boş, moş yazıyor ama dinletiyor derken rap çoluk çocuk işi kıvamına evrildik. Akabinde de rap ile aramızda çok ince bir bağ bırakmak suretiyle diğer türlere yelken açtık. Müzik ve sanat görüşümüz bu açıda evrilmiş oldu. Bunu rahatlıkla söyleyebilirim. Şimdi beni tanıyıp beğenilerimle ilgili olarak ayar verme çalışmalarına kafasında başlamış olan arkadaşlara söyleyeyim; estetik anlayışım evrildi demedim, sanat anlayışım evrildi dedim. Estetik anlayışı tamamen öznel bir şeydir ve benim iyi dediğim bir şeye senin çirkin demiş olman, seni otorite kılmaz.
Şimdi sorsanız ki pişman mısın bir gençlik gitti böyle diye? Hayır değilim. Yaşanması gereken bir şeydi ve yine aynı yıllara dönsem yine aynı şekilde yaşarım. O günleri yaşamış olmanın bana getirdiklerinden son derece memnunum. Darısı o yıllarda Metal'e falan başlayıp, çok çirkin gözüktüklerini farketmelerine rağmen beline kadar saçlarla dolaşan arkadaşlara. Müzik önemlidir, sanat da. Ama onlar karakterimiz değil sadece karakterimizin birer parçasıdır. Estetik anlayışımızın sonucudur. İnsan karakterini minimalize etmeyelim.
Şuan ne yazmakta olduğum konusunda bir çeşit ikileme düştüm, konsantrasyonum dağıldı. O yüzden kesiyorum. Bu da böyle bir yazı oldu, pek çok şeyden bahsettik.
EMINEM RULES.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder